SİYASETİN HALİ
1980’li yıllarda yayınlanan “Emret Bakanım” dizisinde, bürokrasiyi azaltmak isteyen bir bakanın çabalarının nasıl tersine dönerek daha fazla kadro ve personel artışına yol açtığı anlatılır. Bugün Türkiye’de siyasetin geldiği nokta da bu durumu hatırlatmaktadır.
12 Eylül sonrası siyaseti sınırlamak amacıyla az sayıda partiye izin verilmiş, ancak zamanla bu yapı yerini çok sayıda partinin bulunduğu dağınık bir sisteme bırakmıştır. Ocak 2026 itibarıyla parti sayısı 188’e, seçime girme yeterliliğine sahip parti sayısı ise 41’e ulaşmıştır. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle birlikte ittifaklar, küçük partilerin de Meclis’e girmesini kolaylaştırmıştır. Bu durum, koalisyonları ortadan kaldırırken seçim öncesi ittifak pazarlıklarını artırmış ve “küçük parti” olgusunu güçlendirmiştir. Aynı siyasi tabandan çıkan partilerin bölünmesi, özellikle milliyetçi ve milli görüş çizgisinde belirgin hâle gelmiştir. Bu ayrışmaların çoğu, ilkesel farklılıklardan çok liderlik rekabetiyle açıklanmaktadır. Oysa geçmişte daha sınırlı sayıda partinin olduğu yapı, toplum nezdinde daha sade ve samimi bulunmaktaydı. Günümüzde ise aynı kulvarda yer alan partiler arasındaki rekabet, siyasetin dengesini zorlamaktadır. Siyasetin daha sağlıklı işlemesi için benzer görüşleri temsil eden yapıların birleşmesi, güçlü ve net siyasi odakların oluşması gerekmektedir. Siyaset; feraset, feragat ve samimiyetle yapılmalıdır. Kendi aranızda birleşemezken başkalarıyla ittifak aramak çelişkili bir durumdur.
Ülkenin siyasette, dolayısıyla devlet yönetiminde istikrara ihtiyacı vardır. Sadece yasal düzenlemelerle sağlıklı bir sonuca ulaşılamayacağı yaşayarak görülmüştür. Milletin sağduyusu siyaseti zorlayacak, birlik ve beraberliği sağlamanın yolunu bulacaktır. Söz milletindir. Hedef, "Milli devlet, güçlü iktidar." olmalıdır.
Mehmet Akpınar
