Mersin Mut Haber, Spor, Ekonomi, Yaşam | mut360.com
2026-05-30 03:00:18

BAŞKANLIK SİSTEMİ Mİ, PARLAMENTER SİSTEM Mİ?

MEHMET AKPINAR

30 Mayıs 2026, 03:00


BAŞKANLIK SİSTEMİ Mİ, PARLAMENTER SİSTEM Mİ?

Adı konmadan cumhuriyet, 23 Nisan 1920'de kuruldu. Bu başlangıç; saltanat artıklarının adım adım kaldırılmasının, kulluktan vatandaşlığa geçişin ve millî devlet olmanın ilk işaretiydi.
Çok partili siyaset denemeleri olsa da fiilen tek parti vardı. Vekilleri Mustafa Kemal belirliyor, Cumhurbaşkanını ise Meclis seçiyordu. Güçlü bir cumhurbaşkanı başkanlığında, yarı başkanlık görüntüsü veren bir parlamenter sistem uygulanıyordu. Başka bir yol da yoktu.
"Tek Adam" ifadesi ilk olarak Atatürk için kullanıldı. Bu ifade olumlu anlamda mı, yoksa olumsuz anlamda mı kullanıldı bilmiyorum. Atatürk'ün metodu; anlatmak, ikna etmek ve günlerce süren Meclis tartışmalarından sonra gerektiğinde "behemehal" diyerek son noktayı koymaktı. Atatürk, bu yöntemle 15 yıl boyunca ülkeyi ayakta tuttu; ekonomik ve sosyal reformlar yaptı, dış dünyaya karşı dik durdu.

Atatürk'ün vefatından sonra, ağır aksak ilerleyen ve zaman zaman darbelere maruz kalan çok partili parlamenter sisteme geçildi. Ancak güçlü bir cumhurbaşkanı profili ortaya çıkmadı. Bu süreci yaşayan ve darbe sonrasında Hindistan'a sürgün edilen Alparslan Türkeş, dönüşünde "En kötü demokrasi, en iyi ihtilalden daha iyidir." diyerek partileşme sürecini başlattı.
"Temel Görüşler" adlı eserinde başkanlık sistemini savundu. Ancak partisinin gücü, ülkenin şartları ve siyasi imkânlar buna elverişli değildi. İlerleyen yıllarda mevcut durumu göz önünde bulundurarak başkanlık sistemi üzerinde fazla durmadı. Ülke parlamenter sistemle yoluna devam etti. Ancak bu süreci iyi yönetemedik. Ülkeyi anarşi sardı; Meclis başkanını ve cumhurbaşkanını seçemedik, enflasyon üç haneli rakamlara ulaştı. Kısacası, demokrasiyi tam anlamıyla özümseyemedik.
"Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür." derler. Maalesef gerçek de budur.
Ülke, 12 Eylül Darbesi'ne sürüklendi. Askerî yönetimin yapısı bellidir; ayrıca uzun uzun anlatmaya gerek olduğunu düşünmüyorum.

Askerî yönetimden demokrasiye geçilince, Özal zaman zaman başkanlık sistemini dillendirdi. Ancak buna uygun bir zemin yoktu. Demirel'in de canı çok istiyordu. Yedi yıllık cumhurbaşkanlığının ardından yeni makamlar arayışına girdi. İlginçtir ki ona Ecevit sahip çıktı. Şimdilerde ise Demirel, büyük demokrat (!) olarak anılıyor.

2002'den sonra, Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde Cumhurbaşkanlığı seçimleri yeniden sorunlu hâle geldi. AK Parti'nin meşruiyeti tartışılıyor, Meclis suni yöntemlerle tıkanıyordu. Bahçeli'nin Meclise girmesiyle düğüm çözüldü.

İrtica, cemaat, Ergenekon ve Balyoz davaları tartışmaları arasında ülkemiz, 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ'nün hain darbe girişimine maruz kaldı. Çok büyük kayıplar verildi ancak milletin desteğiyle bu girişim püskürtüldü. Devletin iç dengeleri bozulmuş, taşlar yerinden oynamıştı.
Gelinen şartlarda, Bahçeli'nin öncülük etmesiyle 16 Nisan 2017 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi için referanduma gidildi ve sistem kabul edildi. Esasen benim şahsi kanaatim, bu sistemin zamanla iki partili bir yapıya dönüşeceği ve MHP gibi partilere hayat hakkı tanımayacağı yönündeydi. O günlerde henüz ittifaklar gündemde değildi. Ancak milletin iradesi kabul yönünde tecelli etti.

2023 seçimlerine gidilirken muhalefet tarafından parlamenter sisteme dönüş ana hedef olarak belirlense de başarılı olunamadı.

Görünen o ki Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ile yolumuza devam edeceğiz. Zira muhalefet cephesinden dahi artık güçlü bir parlamenter sistem vurgusu yapılmıyor; böyle bir imkân da görünmüyor.

Peki, yapılması gereken nedir?

Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'ne ilişkin uyum yasaları derhal çıkarılmalıdır.
Parlamento güçlendirilmelidir; ancak bu güçlendirme nicelik olarak değil, nitelik olarak yapılmalıdır.
Askerî yönetim döneminde 400 olarak belirlenen milletvekili sayısı, siyasi gerekçelerle kademeli olarak 600'e çıkarılmıştır. Bu sayı yeniden 400'e düşürülmelidir.
Cumhurbaşkanının yetkileri gözden geçirilmelidir.
Her iktidar döneminde tartışma konusu olan güçler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı yeniden ele alınmalıdır.
Denge ve denetim mekanizmaları geliştirilerek milletvekilleri daha etkin hâle getirilmelidir.

Anlaşılan o ki iktidar değişse bile kimsenin bu yetkilerden vazgeçmeye niyeti yoktur. Çünkü herkes güçlü olmak istemektedir. Bu nedenle sistem revize edilmeli ve daha rasyonel bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Türk tarihine bakıldığında, uzun süre hakanlıkla yönetilmiş bir toplumda parlamenter sistemi yaşatmanın kolay olmadığı görülmektedir. Ancak hakanlar da istişareye önem verir, divandan çıkan kararları harfiyen uygularlardı. Hakanın sağ yanında hatunu oturur ve yönetime katkıda bulunurdu. Elbette o dönemlerde dünyanın hiçbir yerinde demokrasi yoktu. Bu ifadeler, "Hakanlık sistemine dönelim" şeklinde algılanmamalıdır. Ancak ister başkanlık sistemi olsun ister parlamenter sistem, istişare her zaman önemlidir. Önemli olan, çağın şartlarına ve Türk milletinin karakterine uygun bir yönetim modelinin tesis edilmesidir.

Benim kanaatim, ülkenin mevcut sistemi revize ederek yoluna devam edeceği yönündedir.

Siz ne dersiniz? Sizce başka bir imkân var mı?

Mehmet Akpınar

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.