SİYASETE YÖN VEREN PARTİLER Cumhuriyet tarihi boyunca 400'ün üzerinde siyasi parti kurulmuştur. Bugün itibarıyla Türkiye'de 188 siyasi parti bulunmakta, bunlardan yalnızca 41'i seçimlere katılma yeterliliğine sahiptir. Bu tablo, siyasi parti mezarlığımızın bir hayli kalabalık olduğunu göstermektedir.
Kuruluşlarından bugüne kadar aldıkları toplam oy sayıları dikkate alındığında ilk üç sırayı CHP, AK Parti ve MHP almaktadır. Yaklaşık olarak CHP 200 milyon, AK Parti 150 milyon, MHP ise 75 milyon civarında oy almıştır. Elbette bu rakamlar değerlendirilirken partilerin siyasi ömürleri ile yıllar içinde seçmen sayısının sürekli artmış olduğu gerçeği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Her ne kadar seçimlere katılma yeterliliğine sahip 41 parti bulunsa da, seçimlerde %1 ile %40 arasında oy alabilen parti sayısı 10'u dahi geçmemektedir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde %1'lik oyun bile önemli olduğu bir gerçek olmakla birlikte, Türk siyasetine yön veren temel aktörler hâlen CHP, AK Parti ve MHP'dir.
Siyasi partilerin kendi iç bütünlüğünü koruyarak kurumsal bir yapı kazanması, siyaset kurumunun sağlıklı işlemesi açısından büyük önem taşımaktadır. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra sol siyasette yaşanan yeniden yapılanma sürecinde Halkçı Parti yaklaşık %30, SODEP %24, DSP ise daha sonraki süreçte %22 civarında oy alarak iktidara kadar yükselmiş; ancak zaman içinde bu siyasi gelenek büyük ölçüde CHP çatısı altında yeniden birleşmiştir.
"Mutlak Butlan" kararının ardından oluşan siyasi atmosfer ve toplumsal tepkinin Özgür Özel'e önemli bir destek sağlayabileceği yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu süreçte yeni bir parti kurulması ihtimali de kamuoyunda tartışılmaktadır. Ancak Türkiye'nin siyasi tecrübeleri dikkate alındığında, yeni kurulacak bir partinin tek başına iktidara gelmesi kolay görünmemektedir. Çok partili hayata geçildikten sonra kuruluşunun hemen ardından tek başına iktidara gelebilen partiler yalnızca Anavatan Partisi ile AK Parti olmuştur. Bununla birlikte, o dönemlerin siyasi ve toplumsal şartlarının bugünkünden oldukça farklı olduğu da unutulmamalıdır. Yeni bir parti kurulsa dahi, uzun vadede yeniden eski mecrasına dönme ihtimali güçlüdür.
Benzer gelişmeler 12 Eylül 1980 sonrasında MHP çizgisinde de yaşanmıştır. Muhafazakâr Parti ve MÇP'nin ardından MHP adıyla yoluna devam eden hareket içinde farklı dönemlerde ayrılıklar ve bölünmeler yaşanmış, 7-8 civarında yeni parti kurulmuştur. Ancak bunların hiçbiri MHP'nin önüne geçememiştir. Sonuçta bu süreçler zaman ve güç kaybına yol açmış, siyaset kurumu da bundan olumsuz etkilenmiştir.
Merkez sağda ortaya çıkan Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve AK Parti ise geniş tabanlı kitle partileri olarak farklı dönemlerde aynı siyasi damarın temsilcileri olmuşlardır. İsimleri değişse de, farklı siyasi nüanslarla aynı gelenek içinde yollarına devam etmişlerdir. Bu çizgide yaşanan bölünme ve yıpranma dönemleri ise zaman zaman sol partilerin iktidar yolunu açmıştır.
Türk siyasetinin tecrübesi bize, güçlü ve kurumsallaşmış siyasi partilerin demokrasinin sağlıklı işlemesi açısından vazgeçilmez olduğunu göstermektedir. Bu nedenle siyasi partilerin kendi mecralarında kurumsal yapılarını korumaları ve iç bütünlüklerini muhafaza etmeleri, hem siyaset kurumunun hem de demokrasimizin selameti açısından büyük önem taşımaktadır. Nitekim kültürümüzde de ifade edildiği gibi: "Ayrılıkta azap, birlikte rahmet vardır."